EZAN-I MUHAMMEDİ OKUNDUĞUNDA NEDEN SUSMALIYIZ
EZAN-I MUHAMMEDİ OKUNDUĞUNDA NEDEN SUSMALIYIZ

Ezan, İslam dininde namaz vaktinin geldiğini insanlara bildirmek için yapılan çağrıya verilen isimdir. Ezân-ı Muhammedî olarak da adlandırılır. Sözlük anlamı bildirmek demektir. Aynı zamanda anlam bakımından, İslam ve iman esaslarını içine alarak günde beş defa Müslümanları ibadet etmeye yönelik yapılan sesli davettir.

Hanefilere göre, ezanı dinlemek ve müezzine icabet etmek vaciptir. Bir rivayete göre de,

“Ezanı işiten kimsenin durup dinlemesi sünnettir.”

“Ezân-ı Muhammedî okundukta (okunurken), İsrafil Aleyhi’s Selam Sur’u üfürüyor deyü ve abdeste kalkarken kabrimden kalkıyorum deyü, camiye giderken mahşer yerine gidiyorum deyü, müezzin kâmet edip, cemaat saf saf olurken bu insanlar mahşer yerinde yüz yirmi saf olup seksen safı bizim peygamberimizin ve kırk safı sair peygamberlerin ümmetleri olsa gerektir deyü, imama uyduktan sonra imam Fatiha-yı Şerifeyi okurken sağımda Cennet, solumda Cehennem, ensemde Azrail, karşımda Beytullah, önümde kabir, ayağım altında Sırat, acaba benim sualim âsan(kolay) olur mu, ettiğim ibadet ahirette başıma tac ve yanıma yoldaş ve kabrimde çerağ(ışık) olur mu, yoksa kabul olmayıp eski bez gibi yüzüme vurulur mu deyü tefekkür etmek gerek”.

 İşte bu tefekkürün yansımalarını dimağımızda yeniden hatırlamak, din bilgilerimizi günümüze uyarlamak ve tüyler ürperten ilahi çağrının Bilâl-î Habeşî’den günümüze değin bütün makamlarının tüm hücrelerimizi sarmalamasını sağlayarak ruhumuzun özünde duyumsamak ve hatta günahlarımıza da ağlayarak tövbe edercesine susmak gerekmektedir. Çok şükür ki ezanlar halen ülkemizde; Sabah ezanı: sabâ, dilkeşhâveran Öğle ezanı: rast, hicaz İkindi ezanı: hicaz Akşam ezanı: segâh Yatsı ezanı: uşşak, bayatî, nevâ makamında okunmaktadır. Peki kime okunmaktadır, ruhumuzda bu eşsiz cennet tınılarının yankıları duyulmaktamıdır? Sanki duyulmamaktadır…

 

Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli, Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli…

 

Yoksa bizler Kur’ân-ı Kerim’de bahsedilen “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık Hakka dönmezler.” (Bakara 18) Ayeti kerimesinin fehvasınca sağır mı olduk ta, ezanlar okunurken ruhumuza işlediği beden dilimizin saygı göstergesinden anlaşılmıyor. Birçoğumuz susmuyor, ezana saygının hakkını teslim etmiyoruz. Yoksa tebliğ vazifesi sırasında Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, ‘üzün’(kulak) diye eziyet edildiğini unuttuğumuz için mi can kulağıyla dinlemiyoruz.

Ezan, İslâmiyetin alametlerindendir. Ledünnî deryalardan süzülüp gelen üst perdeden dökülen Rahmanî davettir… Öyleyse bu nasıl icabettir? Beldeleri Allah’ın azabından koruyan manevi kalkandır. Şehirlerin adeta kendi mezarlarından dirilircesine aşka gelerek haykıran ve şehadetle yankılanan hal dilidir. Ötelerin ötesinden gürül gürül bizlere seslenmektedir. Sayha sayha yükseldikçe sanki okunduğu minareleri de bulutların üzerine çıkarmaktadır. Dünyevî telaşelerden arınmadır, hücresel yenilenmedir… Ezan okunduğunda bütün hücrelerin sustuğu yani durduğu, atomik düzeyde ise içsel deveranlarıyla beraber zikirlerinden yayılan eş duyumlu kelimeleriyle titreşerek ezana eşzamanlı olarak eşlik ettikleri bilinmektedir. O yüzden “ezan okunurken yapılan dünyevî herhangi bir işten bereket hâsıl olmaz” denilir. Varlığı alemlere rahmet, yaratılışı huluku’l-azamet Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde; “Ezan okunurken iş yapmak dinde noksanlıktır.” Buyurmaktadır.

Öyle ise biz Müslümanların, Peygamber Efendimiz Aleyhi’s-Salât-ü Ve’s-Selam’ın hangi şartlarla hangi adımlarla hangi bineklerle hangi çöl sıcaklarında bu dini tebliğ etmek için çabaladığını, Bilal-i Habeşî (Radıyallahu Anh)’ın kavurucu çöllerin hararetinde sırt üstü yatırılıp bağrına taş konulduğu halde davasından vaz geçemediğini göz önünde bulundurarak, İlâhî çağrı bizi huzura durmanın eşiğine davet ettiğinde murakabeye dalarak ve mührü şerifin kelimeleri olan cennet hazinelerinden sayılan La Havleler çekerek büyük bir saygıyla idrakimizin seviyelerini gök katmanlarına ulaştırmamız lazımdır. Kim bilir, belki de her ezan başlamadan az evvel millî şairimiz olmasının yanı sıra mısralarını terennüm ettirirken, tıpkı evliyâullahın sözleri gibi sarf eden Mehmed Akif Ersoy ’un dizeleri bir bir yâd edilmeli “Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli, Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli…”

Yönümüz kıbleye tevcih edilmeli, sözümüz irfandan tertip edilmeli… O halde güzel kardeşim, artık zamanı gelmedi mi Allah’ı anmanın en güzel şekli olan ibadete çağrısının önünde canı gönülden kulak kesilmenin söyle? Zamanı gelmedi mi? Üçler beşler yediler safında, Semâların mavileri sırasında, Görünmezlerin vadileri arasında, Nebatatın bile nasıl çoşkuyla namaz kıldığını bir görebilsen , O ezan okunurken öyle bir susardın ki!...

Musalla taşı bile dinliyor da seni üstüne koyduklarında bu dinlemedi diye inliyor…

Şehitlerin vechesiyle, Arşın gölgesiyle, Kabrinde kendini kaybetmenin cezbesiyle, Secdeye varanların Mevla’nın bin bir adını zikretmesiyle ezanlar yeryüzünde yankılanıyor. Ezanlar yeryüzünü bir olan Allah’a tek yürek secde edelim diye birleştiriyor da Sen, bu ürperişe nasıl tanıklık ediyorsun? Bu ezanlar kime okunuyor, Kime sesleniyorlar acaba? Kul olduğunu hatırlaman için o çok daldığın dünyalıklarını, Hadi verdin diyelim gönül kulağın nerede? Hayır! Yine yüreğindeki prangaya bir zincir vuruyorsun, hakikati bilmiyorsun… “İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.”

Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) Sahâbe-i Kiram Efendilerimizin rüyaları aracılığıyla bizlere bildirilen, Ezan okunduğunda uyananlardan olabilmek ümidiyle…

Kaynak: Marifet Derneği

Facebook Twitter Google Plus Embed Kodu
125
izlenme
Yorumlar
Yazdığınız yorum en az 4 karakter olabilir! Kalan karakter sayısı : 1250
  • Henüz yorum bulunmamaktadır!
  • Daha Eski Yorumlar

EN ÇOK İZLENENLER