MUHAMMED KESKİN HOCAEFENDİNİN MARİFET DERGİSİ 40.SAYISINDA YAYINLANAN MAKALESİ
MUHAMMED KESKİN HOCAEFENDİNİN MARİFET DERGİSİ 40.SAYISINDA YAYINLANAN MAKALESİ

Bütün hamdler, bizi imana, İslam’a hidayet eden (ulaştıran) Allah’a aittir. O bizi İslâm’a hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden hidayet bulamazdık. Salat-ü selam da bize hakkı, en doğru olanı getiren başta Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmak üzere Rabbimizin bütün peygamberlerine ve onların yolundan gidenlere olsun.rnrnMuhterem kardeşlerim!rnrn“Herkes kendi kapısının önünü süpürse her yer tertemiz olur.” deyiminin manası şudur: “Herkes kendi üzerine düşeni yapsa toplumda sıkıntı kalmaz.” Bu noktada en büyük vazife ilim ehli olanlara, yani hocalara ve alimlere düşmektedir. Zira diğer meslek sınıflarının vazifelerinde yapacakları gevşekliğin telafisi öyle veya böyle mümkündür. Lakin etin içindeki tuz mesabesinde olan hocaların gevşekliğinin telafisi çok zordur ve faturasını toplumun her kesimi en ağır şekilde ödemek zorunda kalır. rnrnMahmud Efendi Hazretlerinin hizmetkarları olan biz hocalar bu büyük mesuliyet muvacehesinde zaman zaman siyasileri, devlet büyüklerimizi ve halkımızı uyaran yazılar yazdık. Ne yazdığımıza bakmayan, maksadımızı anlamayan daha doğrusu anlamak istemeyen bazı bağnaz kimseler fitnecilikle itham etseler de bizler doğru olanı yapmaya gayret etmekteyiz.rnrnBu makalemizde de inşaallah ülkemizin durumunu tahlil etmeye, etrafımızın ateş sarmalına döndüğü şu nazik ortamda devletimizin, milletimizin ve İslam ümmetinin selameti için lazım geldiğine kanaat ettiğimiz tesbitlere yer vermeye çalışacağız.rnrnSon on küsur sene içinde memleketimizde teknoloji, iktisat, hürriyetler ve sosyal devlet sahalarında inkar edilemeyecek ilerlemeler oldu ve uluslararası saygınlığımız arttı. Devletimizi idare edenlerin beynelmilel (uluslararası) sahalarda yaptıkları isabetli çıkışlar Türkiye’yi İslam dünyasında umut haline getirdi. Bunlarla beraber burada zikretmek istemediğimiz birçok olumsuzluklar da yaşandı.rnrnLakin artılar ve eksiler, vatanını seven ve devletini kollayan bir hoca gözüyle değerlendirildiğinde ahvalin çokta iç açıcı olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü; asırlardır milletimizin birlik ve beraberliğini, ülkemizin bütünlüğünü temin etmekte en büyük dayanağımız olan ehlisünnet itikadında (inanışında) azımsanmayacak aşınmalar göze çarpmaktadır.rnrnEhlisünnet (sünnilik) dışı sapık akımların vatanımızda cirit atar hale gelmesi, özellikle Şiilik ve Vehhabiliğin önünün alabildiğine açılmış olması, bizi devletimizin ve milletimizin geleceğine dair ciddi endişelere sevketmektedir.rnrnŞiilik, Caferilik adı altında okul kitaplarına hak mezhep olarak yazılmıştır. Mustafa İslamoğlu, Abdülaziz Bayındır ve Mehmet Okuyan gibi bizi biz yapan bütün değerlerle kavgalı kimseler, kanal kanal dolaşıp programlara katılmak suretiyle halkımızın temiz itikadını bozmaya çalışmaktadırlar.rnrnBunların etrafındaki bazı kimselerin belediye başkanı, milletvekili ve hatta bakan olmaları, bürokraside üst kademelere getirilmeleri, memleketimiz için tehlike çanlarının çaldığı anlamına gelmektedir. Bunların, sevdiğimiz, saygı duyduğumuz ve iftihar ettiğimiz büyüklerimize karşı takındıkları tavır can sıkıcı boyuttadır. Mevlana Hazretlerine bile hakaret edilebilmesi, durumun vehametini ve geldiği seviyeyi gözler önüne sermektedir.rnrnBunlar, bu cesareti nereden almaktadırlar? Yetkili ve etkili olanlar niçin susmaktadır? Kimler tarafından himaye ediliyorlar? Daha ne kadar değerlerimize ve kutsallarımıza saldırılmasına göz yumulacak? Bu işin sonu nereye varacaktır?rnrnCaferilik kılıfıyla Şiiliği güzel göstererek şia sever bir toplum mu oluşturulmaya çalışılmaktadır? Selefilik süsü verilerek Vehhabiliğe meyleden kitleler mi oluşturulmak istenmektedir? Sözde ümmetçilik söylemiyle bu yanlışlara imza atmaya kalkmanın hem dinimize, hem vatanımıza hem de devletimize vereceği ölümcül zararların telafisi nasıl mümkün olacaktır? Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak akıl kârı değildir...rnrnHiç kimse sevdiklerine laf ettirmezken, kimse bizden Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabına, ecdadımıza, en son Mevlana Hazretleriyle beraber bütün geçmiş büyüklerimize en ağır ve alçak hakaretleri edenleri kardeş görmemizi beklemesin. rnrnDiyanet İşleri Başkanlığının suskunluğuna, ‘Bu millet Maturididir, Hanefidir.’ diyememesine ne demeli!!! Yoksa kurulduğu günden beri Maturidi-Hanefi mezhebi üzere hizmet veren bu güzide kurum da sapık fikirlerin işgaline mi maruz kalmıştır?rnrnAnadolu’yu fethederek vatan yapan ve yüzyıllardır idare eden kahraman Türk milleti; amelde Hanefi, inanışta ise Maturididir. Ecdadımız Selçuklular ve Osmanlılar hak mezheb olarak bunları kabul etmişlerdir. (Doğudaki Kürt kardeşlerimizin bir kısmının yine hak mezheb olan Eş’arilik-Şafiilik üzere oldukları da unutulmamalıdır.)rnrnKendilerinden başka hiç kimseyi Müslüman diye tanımlamayan, onlara her türlü hakareti ve zulmü reva gören bu zihniyetlere karşı uyanık olunmalıdır. Ellerine fursat geçtiğinde neler yapabildikleri daima hatırlanmalıdır. Amerika Birleşik Devletlerini’n Irak’ı işgal ettikten sonra şiilere teslim etmesi, şiilerin Irak’ta ve Suriye’de Sünni katliamı yapmaları, Kuveyt’e bir gecede müdahale eden hümanist batının bu katliamları timsah gözyaşlarıyla seyretmesi, halkımız tarafından iyi okunmalıdır.rnrnTarikatların ve sair cemaatlerin ileri gelen alimleri ve hocaları da hakkı haykırmalı ve bu sapık fikirlere korkusuzca reddiyeler yaparak halkımızı aydınlatmaları lazımdır. Hidayet üzere olmanın ve doğru bilginin şükrü ancak bu şekilde eda edilmiş olur. Haksızlık ve zulüm karşısında susanın; dilsiz şeytan olduğu herkesin malumudur.rnrnEkonomik veya siyasi krizler gelir geçer. Maddi sıkıntılar, sabrımızı yoklayan ve ahiretteki mükâfatlara vesile olan imtihanlarımızdır. Bugün aramız serin olan devletlerle bir gün gelir arayı düzeltebiliriz. Fakat! Anadolu Müslümanları olarak bin yıllık eksenimizde herhangi bir kayma yaşarsak, bizi bir arada tutan dini ve milli değerlerimiz erozyona uğrarsa ne devlet ne de vatan elimizde kalmaz.rnrnŞia tesirindeki idarecilerin eline bırakılan çözüm sürecinde yapılan hataların ağır bedelini bugün başta askerimiz ve polisimiz olmak üzere hepimiz ödemiyor muyuz??? Binaenaleyh; insaf ve adaletin yurdu olan bu cennet vatanımızın idaresinde şia seviciler ve ışid kafalı vehhabiler yer almamalıdırlar. Bilakis memleket meselelerinde feraset sahibi gerçek alimlerle istişare edilmelidir. rnrnUnutulmamalıdır ki;rnrnMüsamaha ve hoşgörü sadece Ehlisünnet’in yani Sünniliğin özelliğidir. Bir arada yaşamanın, kendinden olmayanın da hukukuna riayet etmenin tek adresi Ehlisünnet’tir. Bin yıldır yönettiğimiz Anadolu’daki alevi vatandaşlarımızın varlığı bunun en güzel şahididir.rnrnBizim yolumuz; şanlı müçtehit İmam-ı Azam ve Kutlu İmam; Ebu Mansur Maturidi’nin yoludur. Dünyada adaletin ve barışın teminatı Ehlisünnet’tir.rnrnMuhammed KESKİN (Marifet Dergi 40.Sayı Mukaddime)

Kaynak: Marifet Derneği

Facebook Twitter Google Plus Embed Kodu
1041
izlenme
Yorumlar
Yazdığınız yorum en az 4 karakter olabilir! Kalan karakter sayısı : 1250
  • Henüz yorum bulunmamaktadır!
  • Daha Eski Yorumlar

EN ÇOK İZLENENLER